Sivrihisar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı
Sivrihisar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı
SİVRİHİSAR BAĞLARI
156 kez okundu.
08/10/2009
SİVRİHİSAR BAĞLARI Tarih, kültür ve ünlüler diyarı Sivrihisar isminden anlaşılacağı gibi, kuzeyden kucaklayan granit kayalar bir hilal gibi şehri kucaklar.Hilal*in içinde var olan Sivrihisar*ın kayalık alanın arkasında ve yanlarında ise bir başka değer varki bu yazımda ondan bahsedeceğim. Sivrihisar bağları ve üzümleri, kendisi kadar ünlü ve bir başka yerde görülmeyen özelliklere sahiptir. Bağlarımız tıpkı şehrin mahalleleri gibi kendine özgü yerel isimlerle anılır. Bu alandaki bağlarda kendine has özellik taşıyan üzümler yetiştirilir. Özelikle bağlarımızın semtini ve isimlerini tanıtırsak; şehrin güneydoğusundan başlayarak, Porsuk, Pirenli, Kozlarsekisi, Habibçeşmesi, Eskiköy, Kanlıkavak, Höyük, Efendipınarı, Ağaçarası, Köşk, Hocayakup, Çitlik, Hisararkası, Baba çeşmesi, Gavurköyü bağları şeklinde adeta bir yay gibi şehri kucaklar ve şehrin güney batısında son bulurdu. Buralarda yetişen üzümlerin isimleri ve tüketim alanları ise; Maarif: Cumhuriyetin ilk yıllarında Maarif Bakanlığı tarafından yöredeki bağcılara dağıtılan çubuğunun üzümü ki beyaz ve kara renkli bu üzüm yöremizde ilk olgunlaşan ince kabuklu sofra üzümü olup tadı ve kendine has kokusu ile ilk sırada yer alır. Kekre: Beyaz ve siyah olan sofralık üzüm ince kabuklu olup, yörede en dayanıklı özellikle hevenk yapılarak karanlık oda da Mart ayına kadar, tüketilirdi. *Hevenk kekre salkımları birbirine değmeyecek şekilde iplere bağlanır. Odanın tavanına asılır, güneş ve ışık görmeyen karanlık oda da saklanırdı.* Narinci: İsminden de anlaşılacağı gibi narin bir üzüm olup, kekre cinsinden ve kırmızı renklidir. Sofrada tüketilir. Mor Beyaz Siyah Feslikan: Bu üzüme köfterde denir. İri taneli bol sulu, ince kabuklu, kendine has koku ve aroması olan üzüm sofralık ve şıralık olarak tüketilir. Arap parmağı: Beyaz ve siyah renkli uzun boylu kalın kabuklu sofralık olduğu gibi esasta şıralık üzüm olarak değerlendirilir. Analı kızlı: Erken olarak sofralık üzüm arasında çekirdeksiz küçük taneleri bulunur. İrileri anayı, küçükleri kızları simgeliyor. Yâd üzüm: En geç olgunlaşan türdür. Tamamen şıralık olarak değerlendirilir. Kalın kabuklu ve bol suludur. Tadı hafif de olsa ekşimsidir Bölgemizin özellikle aile içinde tüketimi bol olan üzümlerin böylesine cinslere ayrılması oldukça düşündürücüdür. Çünkü ilkyazdan sonra havaların ısınmasıyla ilk defa maarif üzümü olgunlaşır ve soframızı süslemeye başlardı. Daha sonra sırası ile kekre, narinci, feslikan, arap parmağı ve yâd üzüm yer alır ki Ağustos sonundan Kasım ayına kadar evlerimizde üzüm eksik olmaz idi. Sivrihisar yöresinde yetişen üzümlerin tamamı ilçe halkı tarafından tüketilir. Pazarlanması söz konusu olmazdı. Nedeni ise; kırsal kesimdeki halkın tahıl ve bakliyat tüketiminden sonra, üzüm ve üzüm ürünleri yerini alırdı ki bu tüketim bütün yıl boyunca değerlendirilirdi. Sivrihisar ve çevresindeki köylerde tarihin eski dönemlerine kadar uzanan, bağcılık yapıldığı bilinmektedir. Tarihi Pessinus kalıntılarında üzüm salkımları görülmektedir. 30 yıl öncesine kadar bağcılık çok önemli bir aile geçim kaynağı idi. Bağ sahibi olmak adeta bir ayrıcalıktı. Hele bağı bakımlı ve temiz, üzümleri çeşitli verimli bol olursa, bağ sahibinin mutluluğu sonsuz olurdu. Böylesine önemli bir ürünün yetiştiği bağcılık, oldukça zahmetli, sürekli uğraş isteyen ve de bilinçli yapıldığı taktirde verim alınan, oldukça masraflı ancak; bir o kadar da zevkli en önemlisi de üzüm ve ürünlerinin insan sağlığı bakımından çok değerli olduğu bir gerçektir. Ne var ki: Bağcılıkla uğraşan insanların yaşlanması, genç kuşağın zahmetli olan bu konuya sıcak bakmaması, yaşlanan bağ kütüklerinin yenilenmemesi en önemlisi de Filoksera salgın hastalığı sonucu yöredeki bağların tamamı harap olmuş durumdadır. Son zamanlarda çevre köylerden Dinek, Koçaş, Dutlu, İstiklalbağı yöresinde yeniden bağ dikimine önem verilmiş, özelikle yerli cinslerin devamlılığı bakımından bu teşebbüs sevindirici olmuştur. Kaldı ki üzüm pekmezinin günümüzdeki değeri herkesçe bilinmekte, ürünün ekonomik getirisi yükseldiğinden bu teşebbüsün hızlanacağına inanıyoruz. BAĞ BOZUMU Başlı başına bir kültür olayı olan bağ bozumu yıl boyunca uğraş verilen bağcılıkta adeta bir şölen havasında gerçekleşirdi. Anadolu kültürünün yardımlaşma ve dayanışma sembolü olan bu günlerde bağ sahibi günler önce hazırlığa başlar, bozum günü tespit edildiğinde, ailenin yakınları, komşuları, özellikle bağı olmayan dostlar bu etkinliğe davet edilirdi. Günün erken saatinde at arabasıyla yola çıkılır. Bağa varıldığında, el sepetlerine kesilen üzümler arabaya dökülürdü. Evin hanımı bozuma katılmaz, o bozum yapanlara yemek hazırlardı. Öğle yemeği kesinle tereyağlı, kavurma etli bulgur pilavı olurdu. Bağ çubuğu ateşinde ağır ağır pişen yemeğin lezzeti bir başka olup, tahta kaşıklar ile pilav adeta kapış kapış tüketilirdi. Bu arada her bir bağda pilli radyolar, taş plakların çalındığı gramofonlar bütün bir yöreye müzik ziyafeti verirdi. Yemek sonrası aile büyükleri bağ komşularına ziyarete giderler, çocuklar ve gençler kendi aralarında eğlence ve oyunlarla vakit geçirirler idi. Öğleden sonra bozuma devam edilir bu arada bağ bozumunun özel yemeği olan Bastı* yı evin hanımı hazırlar, çömlek kaplarda çubuk ateşinde ağır ağır pişime başlar, bol kuzu etli ve Koçaş patlıcanlı, acılı yemek gün batımına yakın hazır olurdu. Acılı Bastı* nın yanında mutlaka kekre üzümü yenirdi, yemekten sonra geçler kızlı erkekli çeşitli oyunlar sergilerler. Salıncaklar kurulur bağ komşularıyla çeşitli müsabakalar düzenlenirdi. Bu etkinlik bölgedeki tüm bağlarda düzenlendiğini var saydığımızda, kültürümüzün nedenli zengin olduğu görülmektedir. Gün batımına yakın yola çıkılır, at arabaları üzüm yüklü olduğundan bozuma katılanlar güle oynaya yayan olarak arabayı takip ederlerdi. Yol boyunca bağı olmayan yoksul insanlara üzüm verilirdi. Eve gelindiğinde üzümler önceden temizlenip, hazırlanmış şaraphana* ya doldurulur, yorgunluğu giden ev halkı ayaklarıyla şaraphanadaki üzümleri çiğnemeye başlarlar, geç saatlere kadar üzüm çiğneme işi devam eder, üzüm şıraları büyük bakır kazanlarda biriktirilirdi. Kazandaki şıranın ( üzüm suyu ) akşamdan, ekşisi ve posasını gidermek için özel şıra toprağı ilave edilir, birkaç yumurta kırılarak şerbet devamlı karıştırılır. Sabah toprak dibe çökmüş olup, süzdürülen şıra şaplağa ( özel küpçe ) ile büyük leğene alınırdı. Leğen yanmakta olan ateşin üzerine konulur kaynamaya başlayan şıra, bulama dediğimiz işlemle karıştıra karıştıra kıvamına getirilirdi. Evin büyük hanımı deneyimli olduğu için kaynama süresini belirler, artık şıra pekmeze dönüşmüştür. Leğen birkaç kişi tarafından ocaktan indirilir ve soğumaya bırakılır. Bu işlem şıranın çokluğuna göre birden fazla ocakta yapılırdı. Şırası alınan üzüm posası ve kaynayan pekmez kokusu tüm ilçeyi haftalarca etkisi altına alırdı. Yine kış boyunca tüketimi olan başka bir ürün (Nardenk) özellikle tahıl ve bakliyat yemeklerinin yanında mutlaka aranan bir içecekti. Yapılması ise üzüm şırası toprağa çalınmadan doğrudan kaynamaya bırakılır, kıvama geldiğinde ocaktan indirilir. Nefis bir içecek olup günümüzdeki kolalı ve kolasız tüm içeceklerden daha leziz ve naturel bir üründü. Şırası alınan üzüm çöpü kurutmadan önce az ölçüde sulandırılarak bir süre bekletilir daha sonra bu su toprak kapta (küp) da saklanırdı buda nefis üzüm sirkesi olurdu. Pekmez toprak küplerde ve karanlık oda da saklanırdı. Pekmez yapım aşamasında ceviz sucuk, bulgurla pişirilen köfter, kabak, zerdali, ayva, patlıcan reçeli ve temiz bezlere dökülen pekmez pestili elde edilirdi. Bunlar yöremizin özellikle uzun kış gecelerinin geç saatlerde yutulan arabaşın* dan sonra tahinli pekmez sofranın olmazsa olmazı idi. İnsan yaşamını her döneminde enerji kaynağı ve karaciğer dostu olan pekmez* in tüketilmesinin yararlı olduğu tıp ve gıda uzmanları tarafından önerilmektedir. Saygılarımla Sivrihisar Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı Naci ŞAKAR Not: Kaynakça Orhan KESKİN* in bütün yönleriyle Sivrihisar eserinden yararlanılmıştır. Ablam Bedia KORU* ya da teşekkürlerimi sunarım.
.